10/10/2007 ·


   Değerli dostlarım çok hoşuma giden ama kime ait olduğunu bilmediğim bir hikayeyi sizlerle paylaşmak, bu hikaye üzerinden bir değerlendirme yapmak istiyorum.

   Vaktiyle Ege`nin bir yöresinde tüm çevreyi titreten, astığı astık, kestiği kestik bir efe varmış. Boylu, poslu ve çok da yakışıklıymış ama hiçbir kıza gönül vermediği gibi kızlara bağlanırım diye mümkün mertebe soygunlar dışında köylerden de uzak durmaya çalışıyormuş.
Gel zaman git zaman, bizim efe şeytana uymuş ve gece şehre yalnız inmiş. Şehrin ileri gelen zenginlerinden bir Rum, efe`yi korkudan evinde ağırlamış.. Zengin Rum’un güzel ve işveli kızını gören bizimefe’ de kıza deli gibi tutulmuş.
   Sabah dağa dönen efenin günleri, artık hep kızı hayal etmekle geçiyormuş. Adamları ile eskisi kadar ilgilenmediği gibi artık soygunlara da pek iştahlı katılmaz olmuş. Dağda otoritesinin azalacağından korkan efe, kızı babasından istemeye karar vermiş. Öyle ya; kızın babası zengin. Evlenip şehre yerleşirse hayatı da kurtulacak ve dağda ihtiyarlamak zorunda kalmayacak.
   Kızı babasından ister ama kız, ailenin tek kızıdır ve babasının şartları vardır. Kızın babası "İlk şartım; Madem benim damadım olacaksın. O zaman bizim gibi kültürlü, medeni olmalısın. Önce bıyıklarını keseceksin ve dağda bir ay öyle Efelik yapacaksın. Sonra diğer iki şartımı da yerine getirirsen kız senin!" diye şart koşar. Bizim efe celallenir "Bıyıksız efe mi olur lan?!" diye bağırır, kızar ama adam Nuh der peygamber demez. Kızı kaçıracak ama kız da babasının sözünden çıkmamaktadır. Efe ne yapsın? Tek çare babayı memnun etmekten geçiyor.
   Güç de olsa bıyıkları keser. Ama bu kez dağda otoritesi sarsılmaya başlar. Adamları " Efem bu ne iştir?" derler. Efe de bir kıza tutulduğunu ama babasının bu şartı öne sürdüğünü söylese de adamları inanmazlar.
   Bir ay sonra kızın babasına gider ve ilk şartı yerine getirdiğini söyler. Kızın babası, bu kez; "Senin niyetinin ciddi olduğunu anladım. Benim kızım için çeyiz dizmek gerek. Dağdaki tüm altınlarını bana getireceksin. Nasıl olsa kızımı aldığında benim mallarımın tamamı senin olacak." Efe çaresiz dağa çıkar, adamlarının hisselerine düşen altınları da borç olarak alır. Sözünde duracağının nişanesi olarak da tüfeğini arkadaşlarına verir, tabancası ile şehre gelir. Kızın babasına paranın tamamını verir. Kızın babası da " Nikah yapılmadan evimde oturamazsın. Söz yüzüğü takma törenine kadar benim bahçıvanım Yorgo ile kulübesinde kalırsınız." diyerek efe’yi Yorgo’nun kulübesine gönderir. Yorgo’ da çam yarması gibi bir heriftir ama efe’den çekinir. Yorgo ile efe bir müddet aynı kulübede yaşarlar.
   Aradan bir süre geçtikten sonra efe kızın babasının karşısına dikilerek; Söz takma töreninin hala niye yapılmadığını sorar. Kızın babası da "Yarın bir ziyafet veriyorum. Şehrin tüm ileri gelenleri katılacaklar. Sen de o toplantıya katılacaksın ve herkesin önünde benden kızımı istersin. Ben de herkesin şahitliğinde kızı sana veririm. Kimse bana kızını korkudan verdi demez." der ve efe de kabullenir ama arkadan üçüncü şart gelir; "Sen dağda yaşamaktan insan içine pek çıkmamışsın. Böyle kaba konuşma ve yürüme ile olmaz. Benim kız sana yürümeyi ve kibar konuşmayı öğretsin de; bizi törende mahcup etme!" der.
   Efe için son şart çok ağır gelmiştir ama kızı almak için tek yol bu kalmıştır. Kızdan vazgeçse dahi, artık dağa da çıkamayacaktır. Dağdakiler, alacaklarını isteyeceklerdir. Çaresiz, son şartı da kabul eder ve ne kadar ağır gelse de kızdan yürüme, kibar konuşma derslerini alır..
   Akşam konakta büyük bir ziyafet vardır.. Şehrin tüm ileri gelenleri ile efenin dağdan gelen arkadaşları toplanmışlardır. Bizim efe de şehirliler gibi giyinir ama görünüşü, duruşu, konuşması itibariyle artık eski efe değildir. Yemekte herkes gözlerine inanamamaktadır. Efe yemek esnasında "Kuşum Aydın " gibi yürüyerek kızın babasının önüne gelir ve "Ben efe ...... olarak, herkesin şahitliğinde kızınıza talibim." der.
Kızın babası ise " Benim İ...ne’ ye verilecek kızım yok ! " diye kestirip atar.

   Galiba AB yolunda Efe(!) gibi olacağız.


   "Terörle mücadele yasasını değiştirin. " dediler. Yasayı değiştirdik, terörle mücadele edemez hale geldik. Artık teröristler, İstanbul’da, Mersin’de, İzmir’de kısacası her yerde yürüyüş yapar hale geldiler. ( Şu anda, ABD’ de veya AB’ de El Kaide yandaşları Usame Bin Ladin resimleri ile gösteri yürüyüşü yapabilir mi? ) Oysa biz, hala şehitler veriyoruz.
   "48 saatlik gözaltı süreniz uzun kısaltın." dediler. 24 saate düşürdük. Kendileri ise Londra Metro saldırılarından sonra 28 güne çıkardılar.
   "İfade özgürlüğünü genişletin ." dediler. Atalarımıza sövenleri yargılayamazken ( O. PAMUK `un davasının hangi kanuna dayanarak düştüğünü açıklayabilecek hukukçu var mı? ) Kendileri Ermeni soykırımı olmamıştır diyenleri yargılayabiliyorlar.
   "Dil özgürlüğünü genişletin." dediler. Genişlettik, Kürtçe, Zazaca kursları açtık. Kendileri (Hollanda) sokakta başka dillerin konuşulmasını yasaklamaya çalışıyorlar.
   "Her türlü şartı yerine getirseniz dahi, sizin ülkeniz ve nüfusunuz çok büyük olduğundan son kararda AB nin hazmetme kapasitesine (İngilizcesi tam bu anlamı vermiyor ama gazetelerde bu şekilde tercüme ediliyor.) göre sizi alıp almayacağımıza karar vereceğiz." diyorlar. Kahin değilim ama yaptıkları çalışmalara göre, Türkiye AB’ nin tahmini müzakere süreci sonunda küçülmüş iki Devlet veya Federasyon olacaktır.
   "Güney Kıbrıs Rum Kesimi için; Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyın, yoksa giremezsiniz!" diyorlar. Bizimkiler yakında tanıyacaktırlar. Daha doğrusu tanımak zorundadırlar. Tanıdığımızda ise; KKTC`den vazgeçtiğimiz gibi, bağımsız bir ülkenin toprağını da silah zoru ile 33 sene işgal altında tutmuş olacağımızdan(!) 33 yıllık işgal tazminatı ödeyeceğiz. (Louzidiu davası benzeri) Yetmedi; 1973 Barış harekatında ölen Rum askerleri için dahi tazminat ödeyeceğiz. Tüm bu tazminatları ödeyebilmek için herhalde Trakya’ yı versek yine ödeyemeyiz.
   "Ermeni soykırımını biz tanıdık. Siz de tanıyın, yoksa giremezsiniz!" diyorlar. Haklı olmamız veya bizim insanlarımızın soykırıma uğramış olması önemli değil. Önemli olan onların tanımış olmaları. Yoksa, "Sizi aramıza almayız." diyorlar. Diyelim ki tanıdık; bu kez haksız yere katil millet olarak damgalanacak ve korkunç tazminatlar ödeyeceğiz. Tazminatların peşinden toprak talebi de gelecek.
   "Azınlıklar ve Din özgürlüğünde adım atmalısınız!" dediler. Henüz biz adım atmadan Misyoner radyolarını kurdular (İstanbul’dan dinlenebilen Müjde FM), her gün 24 saat Hıristiyanlık propagandası yapılıyor.
   "Özelleştirmeleri hızlandırın" dediler. Biz kıçımızdaki donumuzu bile satmaya kalkışıyoruz.

   Yoktan var edilen Türkiye Cumhuriyeti bugün umarsızca "demagoji koroları "nın eşliğinde sözde çağdaşlaşmak! demokratikleşmek! küreselleşmek! globalleşmek! gibi derin bir "ELLEŞME YARIŞI" na sokularak tüketilmek isteniliyor. Ayrıca birilerine (kendileri de olabilir) rant ve kar sağlamak, ulusal çıkarlar yerine kişisel çıkarlarını iktidarlıklarını kullanarak sürdürmek ve devleti ulusuyla beraber küçülterek bölüp yok etmek istiyorlar. İştahları kabardıkça kabarıyor bir türlü işkembeleri doymuyor ve çokta pişkin, yüzsüzler. Dışardan güdümlü yerli işbirlikçiler, hainler, insanlık hakları pazarlayanlar, inançları yarıştırarak reklam yapanlar bu ELLEŞME YARIŞI' n da ipi göğüslemek istiyorlar. Onlar için Devlet ve Ulus kavramları hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü; "emperyalizmin etekleri altında kör olup gitmiş, başlarını kuma gömmüş aciz soysuzlar" bu durumlarından pek bir hoşnutlar. Şortla orduyu selamlayanlar, federasyoncular, camileri kışla, cemaati asker yapanlar ve daha nice niceler...

   Herkes pek bir Milliyetçi! Pek bir Ulusçu! pek bir Vatansever! olmuş. Medyumların, büyücülerin kapısı devlet büyükleriyle dolmuş, akıl ve bilim çoktan unutulmuş. Coğrafya bilgisinden yoksun be adamlar gün gelmiş bakan olmuş, başbakan olmuş, olmuşta olmuşlar. Hep ab hep abd hep batı batı ... Batıda medeniyet bitiyorsa kullan aklını doğuda yükselen ışığı da gör. KENDİ İÇİNDE YANAN IŞIĞI DA ASLA UNUTMA. Unutma ki batıya hep batıya giderek ulaşılmıyor, doğuya giderekte batıya ulaşabilirsin, dünya yuvarlak.

   Cumhuriyet’i kuranlar, aklı-bilimi kılavuz edinenler, gelişmek için değişime gidenler, egemenliği ulusa verenler, ortaçağ cahilliğini bitirip çağdaş ilerici devrimler yapanlar SUÇLU! bir hızla gericiliğe sarılanlar pek bir medeni!

İnsanın gülesi geliyor ağlarken. Ve bizim memlekette kimler varmış baksanıza.

Ne efeler; zeybeğiyle, vatanseverliğiyle tarihe mıh gibi kazınmış ışıl ışıl parlıyor ve parlatıyorlar.

Bir de efe görünümlü İ…L-E-R!

 

Makale:  Muharrem Metin KORKMAZ

  

Yorum (1) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

Yazan:isimsiz | Tarih: 2009-08-13 22:20:20
Konu: yazınızı okudum

Fikirlerinizin birçoğunu paylaşmaktayım.Selamlarımla.
Arif Solak

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »