10/10/2007 ·


    Dilerseniz bıçak neden kemikte bir bakalım, bıçağı kemiğe dayandıran ve canımıza tak dedirten nedir hep birlikte inceleyelim.

31 Mart 1989 (46.hükümet) Turgut Özal hükümeti (2.dönem)

09 Kasım 1989 (47.hükümet) Yıldırım Akbulut hükümeti .

03Kasım2002 (58.hükümet) Abdullah Gül ve R.Tayyip Erdoğan dönemlerinde Türkiye suikastlere tanık oldu.

Bu suikastlerin 46-47 ve 58. hükümet dönemlerinde Abdülkadir Aksu'nun da iç işleri bakanlığı görevinde bulunması ve suikastlerin devam etmesi, gerekli önlemlerin hükümet tarafından yeterince alınmaması, cinayetlerin faillerinin bulunamaması ya da geciktirilmesi düşündürücü ve araştırılması gereken bir vaziyet halinde görünmektedir. Ve Türkiye Cumhuriyeti devleti bu kendi üzerindeki şaibeli durumu kendi, kaldırmak zorundadır. Çünkü; sözde insan hakları ve demokrasinin pazarlamacılığını yapan anarşist-terörist zihniyetler topluluğu istediği alanda soykırımına kan emerek devam etmektedir.

*31 Ocak 1990 ADD kurucusu Muammer AKSOY

*07 Mart 1990 Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çetin EMEÇ

*06 Eylül Turan DURSUN

*26 Eylül 1990 eski Mit Müsteşar Yardımcısı Hiram ABBAS

*06 Ekim 1990 Profesör Doktor Bahriye ÜÇOK

suikastler sonucu öldürüldü.

Bitmedi...

*09 Ocak 1991 emekli Yarbay Ata BURCU silahlı saldırıyla öldürüldü.

*30 Ocak 1991 emekli Korgeneral Hulisi SAYIN silahlı saldırıyla öldürüldü.

*07 Nisan 1991 emekli Tümgeneral Memduh ÜNLÜTÜRK evinde öldürüldü.

*23 Mayıs 1991 emekli Korgeneral İsmail SELEN silahlı saldırıyla öldürüldü.

*13 Ekim 1991 1978 tarihinde Mit Müsteşarlığı yapan emekli Orgeneral Adnan ERSÖZ silahlı saldırıyla öldürüldü.

*18 Aralık 2002 Doçent Doktor Necip HABLEMİTOĞLU silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Nice cumhuriyetçi, demokrasi aydınlarımızın, haince saldırılar sonucu yaşama hakları ellerinden alınmış en önemlisi de cumhuriyetimizin bu değerlerine, yılmaz bekçilerine saldırılarak cumhuriyete, cumhuriyetimizin yaşama hakkına dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devletine saldırılmıştır.

Yukarıda ele aldığımız suikastler kısa bir dönemi ele almaktadır.Görüldüğü üzere listede kaybettiğimiz değerlerimiz gün geçtikçe çoğalıyor.

Peki ölelim mi? Teslim mi olalım?

Tabi ki hayır.

Çünkü; toprak uğrunda ölen varsa vatandır. Bizim toprağımız, vatanımız nice şehitlerimizin kanıyla sulandı ve bu topraklar anamızın ak sütü gibi helaldir bu ülke insanına.

Kurtuluş Savaşı’nın nasıl kazanıldığı bize ve dünyaya örnektir.

Peki çözüm ne?

" Ya istiklal ya ölüm!" parolasıyla bir araya gelerek "milli iradeyi hakim kılmalı"yız.

Nasıl mı???

Tabi ki kamuoyu ve örgütlenme ile.

Kamuoyu ve Örgütlenme:

Kamuoyu:

Ulusal egemenlik esasına dayanan temsilî bir hükümette kamuoyu büyük bir rol oynar. Basın ve toplanma hürriyetleri olmadan ve genele ait işler hakkında geniş bir eleştiri sahası bırakılmadan, kamuoyu görevini sürdüremez. Ulusal Egemenlik ve temsili hükümet fikrinin yayılması ve yükselmesi ancak kamuoyunun çalışmaları ile mümkündür.

Hükümetin fikri, memleketin fikrini temsil etmelidir. Hükümet, memleketin fikrini anlayabilmek için bu fikrin ortaya çıkmasına aracı olan araçlara sahip olmalıdır. Gerçi hükümet, seçim zamanlarında milletin fikirlerine vâkıf olur; seçilen meclisler dahi milletin düşüncesini temsil ederler. Fakat seçim zamanları milletin ortaya koyduğu fikirler, sabit kalmaz. Bu sebeple, meclislerin bu fikirleri temsil edebilmesi çok zaman devam etmez. Kamuoyu milletin içinden taşan çeşitli fikirler denizidir. O denizde muhtelif akımlar, muhtelif tartışma dalgaları oluşur.

Eski demokrasilerde bu fikir mücadelesi bütün vatandaşların her gün bir arada toplanarak vücuda getirdikleri toplantılarla gerçekleşiyordu. Bugün vatandaşların adetçe çokluğu ve çağdaş yaşamın vatandaşlara yüklediği gündelik işler, onların maddeten ve her gün bir arada toplanmalarına olanak bırakmamıştır.

Bu sebeple kamuoyu ideal bir dünya olmuştur ki, bu dünyada genele ait işlerin eleştirisi şu içeriği gösterir :

a) Eleştiri ve tartışma tamamen özgürdür. Bu özgürlük, herkes tarafından, hiç kimsenin etkisi olmadan, kendi kendine kullanılır. Hükümeti ve meclisi dikkatli bulunduran, eleştiri özgürlüğüdür.

b) Kamuoyunun eleştiri özgürlüğü, başlıca birçok yayın ile olur. Yayın, suiistimallere engel olur ve hükümet araçlarını, görevlerini doğru yapmaya mecbur eder. Yayın en etkili kontrol vasıtalarındandır. Bu noktada "eleştirinin kolay ve fakat uygulamanın, güç olduğu gerçeğini unutmamak lâzımdır."

c) Genelin iyiliği fikri, her türlü eleştirilere ve tartışmalara daima egemen ve esas tutulmalıdır. Seçilen fikirler, umumun iyiliği namına ortaya atılmalıdır. Bu fikir, hareket noktası olunca eleştiri ve tartışma devletin de iyiliği namına yapılmış ve vatandaşların toplumsal ve siyasî terbiyelerini yükseltmeye hizmet etmiş olur.

d) Genele ait işleri eleştiri özgürlüğü, hükümet ile millet arasında bir anlaşma zemini oluşturur. Hükümet yayın aracılığıyla kamuoyunu anlar ve icabında lüzumlu olan belgelerle onu aydınlatır. Hükümetin milleti ve milletin hükümeti anlaması bunların tek vücut olmalarını ve kalmalarını temin eder.

Kamuoyunun Kendi Kendine Teşkilatlanması:

Hükümet, tavır ve hareketini düzenlemek için kamuoyuna önem verince, kamuoyu örgütlenir. Kamuoyunun daima, istifade olunabilecek, hazır bir halde bulunabilmesi, onun bir örgütlenmeye sahip olmasıyla mümkündür. Bu örgütlenme, serbest eleştiri ve tartışma sahasıdır. Bu saha daima açık olmalı ve daima çeşit çeşit düşüncelerle beslenmelidir. Bu ise, basının çabası ve çıkarı kamunun her gün yeniden yeniye tartışılmasıyla olur

Basın ve düşünce özgürlüğünün maruz kaldığı başka tehlikeler de vardır. Basının ve hattâ düşünce topluluklarının, ulusal hükümetin etkisinden kurtularak, siyasi veya ekonomik gizli amaçlara âlet olmasından korkulur. Basının para ile satın alınabilmesi, uluslararası yüksek para çevrelerini basın üzerinde gizli etkisi veyahut sadece yabancı devletlerin örtülü ödeneklerinin etkisi, işte bunların kamuoyunu kandırması ve yönlendirmesinden hakkıyla korkulur. Fakat, özgürlükten çıkacak bu kötülükler asla çaresiz değildir. Evvela, basın özgürlüğüne yasal bir sınır çizilir. Anında, gazeteler, özel bir örgütlenme yaparak, bununla kendi üzerlerinde ahlâkî bir etki uygularlar.

Bundan başka, halkın fikri ve siyasi terbiyesi de bir güvencedir. Halk, farklı gazeteleri okumaya ve onları birbirleriyle kontrol etmeye ve gazetecilik yalanlarına inanmamaya alışır. Bütün bunların üzerinde, her şeyin açık olması sayesinde, iyi niyetin gelişeceğini ve yaşamsal sorunlar üzerinde iyi niyet sahibi insanların daima çoğunluğu oluşturacaklarını kabul etmek doğru olur. Çünkü, her zaman dünyanın yarısını ve bir zaman dünyanın hepsini aldatmak mümkündür. Fakat, bütün dünyayı her zaman aldatmak mümkün değildir. Deneyim göstermiştir ki, her şeyi söylemekten insanları men etmek asla mümkün değildir. Fakat, ulusal terbiye ve büyük manevi kuvvetlere karşı hükümetin uygun hareketi tarzı sayesinde, isyankâr düşüncelerin yayılmasına izin vermeyecek toplayıcı bir çevre yaratmak mümkündür. Bütün halkın, eyleme geçtiği gün, onları tutuklayacak kuvvet yoktur. Tıbbi bir genel sağlık olduğu gibi, kamusal bir genel sağlıkta da vardır. Her ikisi aynı ilkeye dayanır. Maddesel mikropları yok etmek mümkün olmadığı gibi, manevî mikropları da yok etmek mümkün değildir.

Fakat, kişinin vücudunda, maddesel bir sıhhat yaratmak mümkün olduğu gibi, kamusal bünyede de manevi bir sıhhat yaratmak ve bu suretle bir direnç zemini hazırlamak mümkündür.(1- Atatürk M.K. 1931, Medeni Bilgiler Sf-58-62. Derleyen :Afet İnan TTK Yay.1988 baskısı)

Görüldüğü üzere örgütlenildiği zaman -ki bu rejimimize yönelik yıkıcı girişimlere karşı yapıldığı zaman içimizde ki gücü kendimiz de göreceğiz- tüm varlığıyla birleşen bir halka karşı kimsenin gücü yetmez.Kurtuluş Savaşı’mız bunun en güzel örneğidir.Elimizdeki altının bu bağımsızlık altınının kıymetini çok iyi bilmeli ve bu değere sahip çıkmalıyız. Çünkü; bu altın kanlarla sulanarak alındı ve Kemalist düşünce sisteminde yaşanarak geçerli, gerçekçi, anlamlı bir değer kazandı ve korundu, nice şehitler bu yolda var oldular.

Bugün yapmamız gereken geleceğimizin ipotek altına alınmasına, doğmamış çocuklarımızın borçlandırılmasına, emeğimizin çalınmasına karşı milli(ulusal) iradeyi hakim kılarak bir araya gelmek ve örgütlenmektir.

Çünkü; “Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa, bana ne?’’ dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla meşgul olmalıyız. Hadise ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak lazımdır.” “Beşeriyetin hepsini bir vücut ve her milleti, bunun bir uzvu saymak lazımdır. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan, bütün vücut müteessir olur…” “İnsan, mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün cihan milletlerinin, huzur ve refahını düşünmelidir. Kendi milletinin mutluluğuna ne kadar önem veriyorsa, bütün dünya milletlerinin saadetine hizmet etmeye de o kadar çalışmalıdır.”

Bugün bize uzak olan tehlikeli ve sağlıksız koşullar yarın karşımıza çıkabilir bunun içindir ki, bir araya gelerek gücümüzü birleştirmeliyiz bunun tek buluşma yeri kamuoyunun örgütlenmesi ve beraber hareket etmesidir. Kurtuluş Savaşı’nda dağınık yerel güçlerimizin ve ulusumuzun düzenli ordu altında, tek bir bayrak altında birleştiği, birleştirildiği gibi.

Ayrıca unutmayalım ki; bizim bir "direnme hakkı"mız var.Yeri gelirse Bu hakkımızı kullanmalıyız.Yine kamuoyumuzun örgütlenmesi bir araya gelmesiyle mümkün olacaktır.

Nedir bu direnme hakkı?

Direnme Hakkı:

Militan Korumacılık (Direnme Hakkı):

Demokrasi, özgürlükler rejimi olduğu gibi, aynı şekilde bu özgürlüklerin ve kendisinin korunması amacıyla da kimi sınırlamaları öngörmektedir. Militan demokrasi ya da direnme hakkı işte bu temel mantığın sonucu doğmuştur. Devlet kurumlarının demokrasiyi korumada yetersiz kaldığı durumlarda, halk kendisi demokrasiyi korumakla görevlidir bu anlayışta. Militan demokrasi ya da direnme hakkı, özellikle faşizan yönetimlerden sonra kendisini göstermiş, hatta kimi anayasalara girerek bir koruma mekanizması sağlamıştır. Örneğin; Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın, “Federasyon ve Eyaletler” başlıklı 2. kısmında, “Anayasal ilkeler; direnme hakkı” kenar başlıklı 20. maddesinin 4. fıkrası aynen şu şekildedir: “Bu Anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı, başka bir olanağın bulunmaması halinde, bütün Almanların direniş hakkı vardır.” (2- Ali Mert TAŞCIER, Atatürk, Demokrasi ve Cumhuriyet Konferansı’ndan)

Aynı hak bizim ülkemiz için de geçerlidir. Türkiyem, direnme hakkımızı kullanalım.

“…Aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!” (Kemal Atatürk)

Makale: Muharrem Metin KORKMAZ

 

 

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »