11/10/2007 ·


   Devlet(kanun) elindeki iktisadi üretim birimlerinin mülkiyetinin ve yönetimlerinin özel sektöre devredilmesidir. Bu yönü ile özelleştirme, mülkiyetin ve yönetimin kamudan özel sektöre doğru el değiştirme sürecini ifade eder. Bir noktada da millileştirme ve kamulaştırma politikalarının tersi olarak nitelendirmek gerekir. Özelleştirmenin gündeme gelme gerçekleri; özellikle 1980’li yıllardan itibaren özelleştirmenin neden güncelleştiğinin gerekçelerini tetkik edecek olursak, bunun altında iki temel faktörün yattığını görürüz.

Bunlar: Uluslar arası arenada teknolojik değişmelerin çok hızlı olmasıdır. Sektörlerinde, ayakta kalabilmek, piyasaya hakim olabilmek için yeni teknolojilere adapte olma zorunluluğu vardır. Özel sektörün hızla değişen teknolojiye daha kolaylıkla uyum temin edebileceği yarıca kıt kaynakların kullanımında kamu sektörüne oranla daha başarılı olduğu görüşü. Hükümetlerin içine düştüğü mali krizler, yeni finansman yollarının aranmasıdır. Özelleştirme ile yeni bir kaynak bulunmuş oluyordu. Böylece işletmeler özelleştirme ile gerek ülke içerisinde gerek ülke dışında daha etkin bir şekilde rekabete açılabilme şansını elde edeceklerdi. Bunun yanı sıra, hükümetler de büyüyen bütçe açıklarını kapatma ve azaltma yolunu bulmuş olacaklardı. Bu bilgiler ışığında, Kamu İktisadi Teşebbüslerin (KİT) mülkiyetinin özel sektöre devrini içeren özeleştirme, “dar anlamda özelleştirme” olarak tanımlanır. Devletin iktisadi faaliyetlerini azaltan, sınırlayan veya ortadan kaldıran bütün bu uygulamalar da “geniş anlamda özelleştirme” olarak tarif edilmiştir. Devletin elinde bulundurduğu ve ortak olduğu tüm işleri özel sektöre devretmesi daha ileriki aşamalarda belediye hizmetlerinin, eğitim hizmetlerinin, hatta hapishane, polis ve milli savunma hizmetlerinin özelleştirilmesi söz konusu olacaktır.

Bunlarla beraber kısaca özelleştirmenin amaçlarına değinecek olursak; İktisadi amaçları 2- Mali amaçları 3- Siyasi amaçları 4- Sosyal amaçları 5- Diğer amaçları Özelleştirmenin Siyasi amacına dikkatinizi çekmek istiyorum. Özelleştirme gelişmekte olan ülkeler için bir zorunluluk haline gelmiştir.

Şöyle ki: Dünya Bankası ve Para fonu (IMF) gibi uluslar arası sermaye örgütleri borç kredisi verdikleri ülkelerde özelleştirmeyi ön şart olarak ileri sürmektedirler. Özelleştirmenin amaçlarından olan “diğer amaçlar” da ise; yine dikkatinizi bir noktaya çekeceğim. Uluslar arası sermayenin, ülkenin siyasi istikrarını garantiye alması bakımından, uluslar arası sermaye vazgeçilmez bir konuma getirilerek, korunması gerektiği savunulmaktadır. Nitekim yabancı sermaye ye blok halinde yapılan özelleştirme uygulamaları bu yaklaşımın neticesidir. Bununla ilgili olarak ülkemizde özellikle, belediyeler aracılığıyla dışarıda çok yüksek maliyetlerle krediler bulunarak projelerin gündeme getirildiğini görüyoruz. Örneğin: 100 milyon dolara mal olacak bir proje bu sistemle bir anda 300 milyon dolara çıkabiliyor. Çünkü; krediyi veren ülke kullanılacak malzemelerin kendisinden alınmasını zorunlu tutuyor. Örneğin: “İzmit’e Su Temini Projesi” : İzmit Su’ nun yabancılara devrettiği projede yabancılar kimler, İngiliz THAMES WATER, Japon MITSUI SUMITOMO ve Fransız COFACE. Yabancıların projeyi üç katı fiyata yapmaları yetmiyormuş gibi bir de ödenecek proje miktarına her yıl %10 faiz koymuşlar. Nitekim konuyla ilgili olarak Alorko Şirketler Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanı Üzeyir Garih şöyle demektedir: “Kredili yapılan tüm işlerde gönüllü sömürü vardır. Bir ülke kendi imkanı olmadığından dolayı yabancı firmalara gelip iş yapmasını istemekle gönüllü sömürülmesi söz konusudur.”

Esasında özelleştirme akımı1970’li yılların ortalarından itibaren sanayileşmiş ülkelerde yoğun bir şekilde gündeme gelmiş. Daha sonra da bunların egemen olduğu IMF Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar tarafından az gelişmiş ülkelere yayılmış. Türkiye’de özelleştirme 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlar uyarında programa alınmış. Özelleştirme çalışmaları öncelikli olarak 1984 yılında kamuya ait bazı yarım kalmış tesislerin tamamlanması ve özel kesime devri ile başlamıştır. (1)

ÖZELLEŞTİRME: Devlete ait bazı kamu kurum ve kuruluşlarının, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının(kit) bir ya da birden fazla şahıs, firma vb. yerlere mevcut iktidar tarafından devlet adına halkın çıkarları ve devletin çıkarları ön planda olması koşuluyla yine halktan gelen yerli girişimcilere(yabancı sermaye de olabilir) ihale vb. yollarla belli bir miktar para(eder) vb. karşılığında devrine de özelleştirme denilebilir.

Günümüzde ise; Geçmiş iktidarlarda olduğu gibi bu gün ki iktidar tarafından da, var olan iktidarın korunma adına; devlete dolayısıyla vatandaşa Türk Ulusuna ait olan ülkenin can damarlarının, birilerine “farklı yollarla” peşkeş çekilmesine de kibar bir dille “özelleştirme” diyoruz.

“Türkiye’yi yönetme anlayışı artık “değişti” Çankaya’nın bahçesini bile ford’a verebileceğini söyleyen cumhurbaşkanları çıkıyor. Kamu malı KİT’lerin mülkiyeti yalnızca çok düşük bedellerle el değiştirmiyor, aynı zamanda ulusal bağımsızlığımızın temel dayanakları olan ekonomik varlıklarımız yok ediliyor.”(2)

Kemalist düşünce de özelleştirme; Kemalist devletçilik açısından olaya bakarsanız toplumun genel çıkarının gerektirdiği yerde özelleştirme de olabilir. Ama bu özelleştirmeyi Atatürk en başında düşünmüş. Kit’lerin günün birinde halka devrini önceden düşünmüş. Elde edilecek gelirle yeni yatırımlar da düşünmüş. Ama bu özelleştirme olurken, tabi Cumhuriyet tarihi boyunca oluşturulmuş olan bu birikimlerin iç-dış çıkar çevrelerine peşkeş çekilmesi söz konusu değil. Ulusal çıkarlarımızın tersine olarak, bazı kesimlere önemli sektörlerin devri söz konusu değil. Halkın çıkarlarının gerektirdiği yerde özelleştirme, bu koşullarda olabilir. Halkın genel çıkarlarının gerektirdiği yerde yeni yatırımlar da olabilir, kamulaştırma da olabilir. Kemalizm’in devletçilik anlayışı budur. Bu anlayışın 21. yy.’ da var oluş nedenini yitirmesi diye bir şey söz konusu değildir. Tam tersine küreselleşmenin belli boyutlara ulaştığı ve ekonomik açıdan büyük devletlerin çıkarlarının öne çıktığı bir dönemde, elbette ki böyle bir devletçilik anlayışının varlığı ulusal çıkarlar açısından kaçınılmaz. Kemalist devletçilik bir yandan toplum kalkınmasının, bir yandan çağı yakalamanın, bir yandan da hakça toplum olmasının aracıdır. Bunlar kalkmıyor ki, Kemalist devletçilik anlayışı ortadan kalksın. Tam tersine, bu globalizm diye nitelendirilen yeni emperyalizmin yeni ideolojisi böyle bir devletçilik anlayışını daha da vazgeçilmez kılıyor.(3)

Özelleştirmeyi, Mustafa Kemal Devletçilik ilkesinde şu şekilde açıklamıştır:

DEVLETÇİLİK; Devletin ekonomik hayatın içine girmesidir. Ama bu yapılırken sosyalist model benimsenmez. Elinde sermayesi olan vatandaşlar, birkaç alan dışında, diledikleri biçimde üretime katılabilirler. Mustafa Kemal özel girişimleri desteklerken, devleti de ekonomik hayata katmış, her iki alan birbirlerini tamamlamışlardır.(4) Mustafa Kemal ve Kemalizm bu anlamıyla özelleştirmeye karşı değil. Fakat unutulmaması gereken, devletin her kurumu özelleştirilemez ve özelleştirme halkın, devletin çıkarları doğrultusunda başta yerli girişimciler olmak üzere yabancı sermayeye de, devlet denetiminde verilen bir haktır. ATATÜRK 1936 yılında şu sözleriyle devletçilik ve özelleştirmeye açıklık ve netlik kazandırıyor. “Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.”(5)

Fakat bu gün yapılan “özelleştirme” Kemalizm gerçeğine hiç uymadan Kemalizm’i, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve de halkını sömürmeye çalışarak emperyalizm adına emperyalist güçlerin çıkarı doğrultusunda ve birilerinin bundan pay sahibi edilmesi uğruna yapılan satışlara, bu hırsızlığa, bu hainliğe özelleştirme demek bağnazlığın, yobazlığın, bedhahlığın ve soysuzluğun ta kendisidir.

Özelleştirme neden bu kadar önemli!

Kemalist düşünce anlayışı dışında yapılan ve adına "özelleştirme" dedikleri bu durum Türkiye Cumhuriyet’i Devletini ve Halkını nereye götürüyor sorularının cevabını vereceğim örnek yeterince açıklayacaktır.

Bir anne ve baba düşünün dışarıda çalışıp evdeki çocuklarının yaşamalarını sağlamak, gerekli ihtiyaçlarını karşılayıp, geliştirmek ve neslinin devamı için çocuklarını her türlü tehdit ve tehlikeden korumak anne ve babanın başlıca görevidir. Biran düşünelim bu anne ve babanın bir gün birer kollarını, ertesi gün diğer kollarını sonrada sırayla bacaklarını keselim. Tahmin edebileceğiniz gibi elleri ve bacakları kesilen bu anne ve baba çocuklarına bakmak ta çok zorlanacak, hatta kendilerine bakamayacak duruma gelmiştirler ve çocuklarıyla beraber başkalarının bakımına muhtaç hale gelmişler kısacası bağımlı olmuşlardır. Oysa anne ve baba sağlamken ne güzel çalışıp çocuklarına ve kendilerine bakabiliyorlardı, üstelik bunu bağımsız olarak yapıyorlardı. Gerçek tarihin kaydettiğine bakarsak Mustafa Kemal’in ne kadar uzak görülü ve haklı olduğunu bir kez daha göreceğiz. Ne der, Mustafa Kemal; “devlet hem ana hem babadır.” Devlet ana babaysa bu ana babanın yani devletin sırayla ellerinin, bacaklarının kesilmesi, vatandaşlarına bakamayacak, vatandaşlarına bakamadığı gibi kendine de bakamayarak bağımlı hale getirilmeye çalışılması ne acıdır. Peki bu nasıl mı olacak! Özelleştirme adı altında emperyalizmin oyunlarına kanarak, emperyalist güçlerle iş birlikçiliği yaparak, mazlumların hakkını çalarak gerçekleştirilmeye çalışılıyor.

Kemalizm düşüncesi dışında ki bu “Özelleştirme”, beraberinde başka neleri getirir? Karteli ( tekelciliği) getirir.

“Kartel: Bağımsız tüzel kişilik sahibi firmaların aralarında rekabete son vermek veya rekabeti sınırlı tutmak amacıyla yaptıkları bir anlaşmadır. Fiyatların yükselmesine, üretimin daralmasına ve tekelleşmeye neden olması, bazı ülkelerde kamu otoritesinin kartelleşme hareketlerine müdahale etmesine yol açmaktadır.”(6)

Peki kartel (tekelcilik) iyimidir?

Size ait olan, devletinize ait olan haklarınızın, hak etmeyen birileri tarafından el konulması iyimidir? Tabi ki değildir. Kartelin (tekelciliğin) özelleştirmeye bağlı olarak gerçekleştiği ve güçlendiği bir durumda yaygın olan “orta sınıf” orta gelirli diyebileceğimiz kesimin yok olması kaçınılmazdır. Bu durum beraberinde alt tabaka ve üst tabakayı (zengini daha zengin fakiri daha fakir yapma) getirir. Bugün gidilen yol budur. Ve nihayetinde özelleştirme demokrasiyi de katleder. Çünkü; orta kesimin olmadığı hatta yaygın olarak olmadığı bir yerde demokraside olamaz.

Demokrasi: bütün insanların haklarının korunması ve eşit olmalarını sağlayan bir düşünce, bir sistemdir.(7) Ve siz demokrasinin var olma koşullarını sağlayan olanakları, örneğin orta kesim diyebileceğimiz kesimi yok ederseniz demokrasiyi de yok etmiş olursunuz. Demokrasi ise; Cumhuriyet rejiminin vazgeçilmezlerindendir. Demokrasi yoksa Cumhuriyet, Cumhuriyet yoksa laiklik de yoktur.(Ana konu; özelleştirme den kopmamak için burada bahsi geçen ilkelerin tanımına girme gereği duymuyorum) Bu kavramlar insan vücudunun uzunları gibidir biri olmadan diğeri de olamaz. Kısacası masum görünen "özelleştirmenin" altında acaba bütün bu çalışmalar, kanları pahasına da olsa bu vatanı vermeyen “özelleştirmeyen” Cumhuriyetin kurucularına ve Cumhuriyet rejimine karşı yapılan gerici (karşı devrim) çalışmalarının bir başlangıcımıdır! ! ! Cevabı ortada…

Türkiye’nin şeriat karanlığında emperyalist sömürüye teslim olup parçalanmasını istemeyenlerin görmeleri gereken bir şey var:

AKP ve onun önderleri, Atatürk’ün ve laik Cumhuriyetin karşısındadırlar. Bu Cumhuriyeti yıkmak ve amaçladıkları molla düzeninde ortaçağ karanlığını kurmak için Batılı emperyalistlerin Türkiye’yi daha çok sömürme, geri bıraktırma ve parçalama tasarımlarına, kendi iktidarları aracılığıyla destek vererek, Türk devletinin ve halkının zararına büyük ödünler vermektedirler. Amaçladıkları şeriat düzenine ilişkin konular dışında onları hiçbir şey düşündürmüyor, kaygılandırmıyor, sevindirmiyor, coşturmuyor.

Kandırma noktasını Özal’la doruk noktasına çıkaran özelleştirmeler, Erdemir’den Tekel’e, Milli piyango’dan Ziraat Bankası’na, SSK’dan Köy Hizmetleri’ne… Gözü kara bir yok etme, hızla çökertme ivecenliğine vardırılarak, artık gerekçesiz, bahanesiz, uydurma da olsa bir mantığa gerek duymaksızın yürütülüyor. Çünkü AB’siyle ABD’siyle emperyalist Batı, devletin halkıyla her buluşma-dayanışma alanını yok ederek, halkı her gün daha hızlı olarak devletsiz bıraktırıp, sonunda devleti halkız bıraktırma planı uyguluyor.(8)

Atatürk boşuna haykırmıyor: Ekonomi demek bilim demektir, refah demektir, onur demektir, Devlet demektir, Bayrak demektir, Vatan demektir. Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini korumak ve savunmak demek; ekonomik kaynaklarımızı korumak ve savunmak demektir. Özelleştirme-hele yabancıya satış-vatana ihanettir. (9)

Bugüne kadar Türkiye tek partili bir hayat yaşanmıştır. Çünkü, hepsi de birbirinden farklı olmayan ortak bir politik-ekonomik bir yapı izlemektedirler. Her kararlarını yabancıların belirlediği küresel politikalara teslim etmiş durumdalar.

Gelişmiş ülkeler toplumsal yaşamı dolaysız ilgilendiren ve kamu haklarını temsil eden, stratejik önemi olan KİT’ler, özelleştirilmediği gibi korunup geliştirilirler

“Sevr antlaşması’nda İngiltere, Fransa, ve İtalya’dan oluşan Komisyon yalnızca, gümrükler genel müdürünü atamaya yetkisini almıştı, şimdi ise hemen tüm stratejik alanlar yabancıların dolaysız yönetimine veriliyor. Örneğin, IMF Avrupa Direktörü Michael Deppler’in; Türk telekomun özelleştirilmesinde, dünya piyasalarında yaşanan koşullar nedeniyle bir zorluk yaşanıyor. Bu nedenle Türk Telekomun özelleştirme koşullarının daha cazip hale getirilmesi gerekiyor demesinden sonra, hükümet yaptığı acele değişikliklerle Telekomun satışını derhal daha cazip hale getirdi ve bu konuda ki yasayı 15 günde Meclis’ten çıkardı.”(10)

Sadece bu yasa bile meclis üyelerinin yüce divanda yargılanması için yeterlidir.

"Özelleştirme"; “emperyalizm canavarının görünen küçük bir tırnağıdır.” Umarım uyanır da canavarın geri kalan kısmını görmeyiz. Olurda görürsek ne mi olur? İşte o zaman Bursa Nutku’nu, Gençliğe Hitabe’yi, Nutuk’u okuyan, şehitler veren Yüce Türk Ulusu; Yeniden Kuvayi Milliye deyip kendi üzerlerine düşeni yapmaktan çekinmeyecektirler. Militan Korumacılıklarını(Direnme Hakkı) kullanacaklardır.

Nedir Militan Korumacılık?

Militan Korumacılık: Demokrasi; özgürlükler rejimi olduğu gibi, bu özgürlüklerin ve kendisinin korunması amacıyla da kimi sınırlamaları öngörmektedir. Militan demokrasi(direnme hakkı) işte bu temel mantığın sonucu doğmuştur. Devlet kurumlarının demokrasiyi korumada yetersiz kaldığı durumlarda, halk kendisi demokrasiyi korumakla görevlidir bu anlayışta. Militan demokrasi(direnme hakkı), özellikle faşizan yönetimlerden sonra kendisini göstermiş, kimi anayasalara girerek koruma mekanizması sağlamıştır. Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nın, “Federasyon ve Eyaletler” başlıklı 2. kısmında, “Anayasal ilkeler; direnme hakkı” kenar başlıklı 20. maddesinin (4). Fıkrası aynen şu şekildedir: “Bu Anayasa düzenini ortadan kaldırmak isteyen herkese karşı, başka bir olanağın bulunmaması halinde, bütün Almanların direniş hakkı vardır”(11)

Görüldüğü üzere gerek duyulduğu zaman Militan Demokrasi(direnme hakkı) kullanılabilir. Ve bu bir haktır. Bugün de özelleştirme adı altında ve benzer çalışmalarıyla emperyalizmi getirmek isteyen, şeriatı getirmek isteyen ve bunun gerçekleşmesi için kölelik edenlere karşı, vakit geçmeden Militan Demokrasi(direnme hakkı) kullanılabilir. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi. Ve bu hak Türk Ulusuna aittir. Kahraman Türk ordusu ve halkının geçmişte bu hakkını kullandığı gibi Tüm Türk Ulusu, Tüm Türkiye ve Tüm Türk Vatandaşları bu haklarını kullanmalıdır.

Hatırlatmak isterim ki; Özelleştirme, ekonomik bir eylem daha çok politik bir eylemdir.(12)

“BİR ULUS VARLIĞI VE HAKLARI İÇİN BÜTÜN GÜCÜYLE, BÜTÜN RUH VE MADDİ GÜCÜYLE İLGİLENMEZSE, BİR ULUS KENDİ GÜCÜNE DAYANARAK VARLIK VE BAĞIMSIZLIĞINI SAĞLAMAZSA ŞUNUN BUNUN OYUNCAĞI OLMAKTAN KURTULAMAZ. BAŞARI İÇİN, ULUSAL İRADENİN EGEMEN OLMASI İLKESİ BENİMSENMELİDİR.”(13)

Kaynak:

(1) (Doç. Dr. Mediha AKARSLAN, Türkiye’de ve Dünyada Özelleştirmenin Analiz)

(2) (Metin AYDOĞAN, Bitmeyen Oyun Türkiye yi Bekleyen Tehlikeler umay yayınları 43.baskı

s. 283)

(3) (Prof. Dr. Ahmet Taner KIŞLALI, Kemalizm Üçüncü Bir İdeolojidir)

(4) (ADD Mersin; Atatürk İlkeleri, Devletçilik, ATATÜRK) www.addmersin.org

(5) (ADD Mersin ; Atatürk İlkeleri, Devletçilik, ATATÜRK) ) www.addmersin.org

(6) (Bilgilik com./Makale/Ekonomi/Kavramlar/Kartel ) www.bilgilik.com

(7) (ADD Mersin; Atatürk İlkeleri, Halkçılık, ATATÜRK) www.addmersin.org

(8) (Hürriyet YAŞAR, Yabancılaştırma: Türban, Özelleştirme, Irkçı Milliyetçilik Yeniden Anadolu

Ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk/Temmuz-2005)

(9) (Prof. Dr. Cihan DURA, Özelleştirme ve Tekel’in Özelleştirilmesi Yeniden Anadolu Ve Rumeli

Müdafaa-i Hukuk/Temmuz/2005)

(10) (Metin AYDOĞAN, Bitmeyen Oyun Türkiye yi Bekleyen Tehlikeler umay yayınları 43. baskı

s.291-292)

(11) (Ali Mert TAŞCIER, Militan Korumacılık (Direnme Hakkı) Akdeniz Üniversitesi, Atatürkçü

Düşünce Kulübü Atatürk, Demokrasi ve Cumhuriyet Konferansı’ dan

(12) AKARSLAN Mediha Doç. Dr. Türkiye’de ve Dünyada Özelleştirmenin Analizi

(13) Mustafa Kemal ATATÜRK

Makale: Muharrem Metin KORKMAZ

 

 

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »